poppy
1 Takipçi | 6 Takip
06 09 2012

... hikayeleri / M.M.

hep "biz birbirimize çok benziyoruz" takıntısıyla aşık oldum bu güne kadar. Kendimi bir kum tanesinden yada toz parçasından bile küçük hissettiğim bu dünyada hep birileriyle aynı olmak istedim çünkü. Hayatımız hiç peri masalı gibi olamayacak dimi? Karşılaşsak, ne kadar benzediğimizi fark etsek ve mutlu mesut aşık olup beraber güzel günler geçirsek.. The end, finito.. hayatta hem en çok istediğim hem de en çok korktuğum şey o boktan peri masalları.. Lanet olsun hiç bir boku düşünüp sakince halledebilen insanlardan değilim. Bazen beynim duruyor ve tamamen içimde uğuldayan yarı deli bir sesin istediklerini yapıyorum. Kaderci değilim aslında. Yada öyleyim, çılgınlık derecesinde kaderci. Olması gerekiyorsa olurdu diyorum. Devamı

21 11 2011

sistematik avuntu

dün 10 yıl önce ki patronumla karşılıklı içtik.. "30 yaşına geldim" dedim, "benim gözümde sen hala 20 yaşındasın, demek insanın çocuğunun gözünde hiç büyümemesi böyle birşeymiş" dedi.. hiç evlenmedi, hiç çocuğu olmadı, şimdi 50 yaşında..  Sette sürekli bir kavga halindeyim. Sanırım derdim insanlardan çok zihniyetle alakalı.. "Ben napıcam?" dedim, delirmek üzereyim..  "Şunu kabullen burası senin ülken değil, benim ülkem de değil." Burası bizim ülkemiz değil.. Ben bunun içinde olduğum için acı çekiyorum.. İnsanları görebildiğim için. Onlar kendilerine bile itiraf edemezken..  Devamı

07 05 2011

naylon

Sevgili HiçKimse, Küçükken dinlediğim bir şarkıyı tekrar dinliyorum. Bir yerde geçmiş kalmış kızgınlıklarla dolu bi şarkı işte... Fazla sevgisiz.. Yol kenarında onu dinlerken yürüyüşümü hatırlıyorum. yazamıyorum. artık yazma yeteneğimi kaybettim tamamen teknik işlerden anlayan bir amele oldum çıktım. kamera asistanıyım, ışık asistanıyım, hiç aklımın köşesinden bile geçmeyen biriyim artık. düşsel hiç bişey kalmadı artık hayatımda, tamamen gerçek.. aşk, çok lazım ama burda değil. kredi kartı geçmiyor malesef.. Çalışmak, sadece çalışmak ve en azından hayatında bu olduğu için tanrıya şükret. Hayatımın ikinci 10 yılını sadece aşık olmaya harcadım ve şimdi 3. on yılda da çalışmak farz oldu.. Ve bütün bu olan bitenin arasında hiç birşey için fazla hayal kurmaya gerek yok. Kendimi yalnızlığa her zamankinden daha fazla alıştırdım. Sanırım sırf bu yüzden artık hazırım.. artık uyumak istiyorum.  Devamı

27 06 2010

auschwitz düşleri

Çok uzun zaman sonra ona çok yakın bir yerden geldim.. Gözlerimi kapatıp empati kurmaya çalışıyorum.. Bir film'de upuzun toprak bir yolda yeşilliklerin arasında düşe kalka yürüyen insanlar vardı, dikenli tellerin yanından. Onlar tam kapının altından geçerken Edgar Çello konçertosu çalsa.. Kadının donuk beyaz bacaklarını, eteğinin rüzgarda uçuşmasını ve karşıdan gelen yitik insanları görsek.. Çello yok ama duyuyoruz, kollarının hareketinden ona sarılmasından hissediyoruz.. Sevişmesini.. Kederli bir zafer marşıyla çökmüş suratları görürüz.. Tek tek; şaşkın ve bitkin gözler, derisi kemiğine yapışmış bacaklar, titreyen eller, vs. vs. Bunu yapma fırsatım olsa.. Hiçbir açıklaması yok sadece bana hissettirdiği şey bu... Çok aşık olup ondan soğumak gibi.. Gittikçe kanıma yerleşiyor, ama herşey o kadar kötü ki orada olmaktan nefret ediyorum.. Zorunlu askerlik gibi.. Çok tuhaf yerlere bağlayabilirim.. Meslek seçimim de insan seçimim gibi sinir bozucu.. Ben olması gerekeni istediğimden eminim. Egolarına o kadar boğulmuş ki insanlık, gerçek egonun ne olduğunu unutmuşlar.. "Benlikleri" başkalarına oynanan iğrenç oyunların toplandığı bir çuvaldan başka bir şey değil.. Hep bildiğim senaryolarla karşılaşıyorum.. Sanırım Türk insanı gerçekten yeni karakter biçimleri üretecek kadar zeki değil, herkes birbirini kopyalıyor.. Ya da ben bir sürü ayrıntıdan o kadar sıyrılmışım ki şimdi dışardan bakınca çok saçma geliyor.. Herkes deli bi ben mi akıllıyım sanki? Gerçekten komando eğitimi gibi saçma bişeyden geçiyorum.. Ne kadar dayanırım bilinmez, bu "aşk" ne kadar büyüyecek? Ben hep kızıp hırslanıp vazgeçenlerden oldum.. Şimdi? Tamah ettikleri şeyler hiç ak... Devamı

10 11 2009

60 m2

Herkes kendi yenisinin peşinde, sonsuz saygı ve sonsuz kıvançla geleni kutluyor... Think again!! Sesin yetmemesi için neye ihtiyacımız var? Kelimelerinin anlamını bile bilmeyen şımarık bir ortaokul çocuğuyla yaşlanabilir misin? Kendimi daha iyi dinlemem gerekiyor. Kendimi dinleyip sesi duymam.. Durmadan düşünmek ve duymak sonra yansımaları beklemek, geriye elinde ne kalacaksa onunla yetinmek.. Susmadan, korkusuzca. Korkma, korkma, korkma. Ses ve harcanmış bir hayatın puzzle parçaları arkasında kalan işkence; sadece sen mesulsün!! Neden buna izin verdim bilmiyorum, belkide bütün Devamı

29 05 2009

ekle beni.

hiç bir amaçla yazmıyorum bunu. sosisler pişene kadar, melek yemeğini bitirene kadar elimde kalan son rus sigarasını içip bişeyler karalamak istedim. güneş var. fena çok fena bir güneş var. aslında biraz sorumluluk sahibi olsam salonu toplar, makineyi alıp melekle beşiktaşa kadar yürürdüm. Sonra ders çalışır, beklemekten pelti çıkmış patlıcanlarla yemek yapar yatmadan önce de duş alırdım. bazen koltukta tavanları seyrederken böyle hayaller kuruyorum. biraz sorumluluk sahibi olma hayalleri.. sonra gerisi zincirleme kaza gibi önüme toplaşıp "beni seç beni seç" diye çığlıklar atan sevgili kadim dostlarım, mazeretlerim. "uykum var." "regl oldum" "hava kötü" "param yok" "film başladı" rus sigarası vurgusu boşuna değil, şimdi bi nefes aldım ve tekrar kesin kararımı verdim, içtiğim en güzel tütün bu. okunma ihtimali olmasa en korkunç fobimi yazardım. 3 gün insan arasına karışmak yetiyor çoğu zaman, kalan 4 günü kendimi eve kapatarak mutlu oluyorum. sonra bir bakıyoruz hafta bitmiş, sesler birikmiş, kendimden bıkmışım.. yine bir sürü yüz, dert, laf, iş, yer, kavga, dünya. sosisler pişti. hatta iğrenç bi şekilde köpek penisine benzediler. bunu düşünmeden ekmeğin içine tıkıştırıp yemeğe gidiyorum. hep şu lanet msn alışkanlıkları "bye" yazmazsam olmayacak sanki kimeyse artık... bye. ... Devamı

01 05 2009

sıfırın değeri...

                                                                                                                           A., B., C., D., ..., V., Y., Z. 'yeam i your dealer? thanks for giving.. içinde birşeyler taşınacak bir alet icad etmek istiyorum, kendimi, hayatımı tümüyle paket edip yanında bir de mutluluk ekleyip aşkla çarpacak sihirli bir makine.. geri dönüp baktığımda "yalan ama olsun yine de bu benim" diyeceğim.  hiç biri olmadı ama bu yine de benim hayatım. büyük gözaltılardan kılpayı kurtulmuş, tek aşkı uçak kazasında ölmüş bir kadının hayatı.. sesimde bir çatlaklık hissediyor musun? hayır sigaradan değil, bugün marianne faithfull oldum. Belki bir başkası, belki boks şampiyonunun sevgilisi yada kanlıca da bir deli. ne fark eder? belki bıyıklarımı hiç almamalıyım, geldiğinde beni tanıyamazsın.  maymunlar hep omuzumda, rusça konuşmayalı neredeyse 15 yıl oluyor... hamile bir kadın için hayat ne kadar çekilir sanıyorsun ki? birkaç gün önce atladım o pencereden. "bir prens gibi" gömdüler kocamı. ben orda mıydım hatırlamıyorum.. hatırlayamıyorum. hamile olmak, onsuz kalmak, bütün bunlar aklımı karıştırıyor. belki bir yemek yarışmasına katılmalıyım. orada izlersin beni. sakinliğime şa... Devamı

08 04 2009

pencere önü çiçeği

İçinden  bir his çıksın istiyorum menekşe tohumlarının, bahar geliyor.Bir kaç gün sonra patlayın avcumda ve bana bir his verin lütfen.Kapatıp saklamam gerekiyor hepinizi biliyorum. Eğer sizin için de uygunsa şato yaptım bardak dolabına biraz önce, orada ağırlamak isterim herkesi.. Hiç biri takım değil üzgünüm, bir türlü 'avantgarde' olmayı beceremedim şu hayatta.. Hayır bu bir mazeret değil biliyorum. "postmodern sanat'ın imkansızlığı" diye bir makale okudum demin, işte bundan bütün kafa karışıklığım..  Kendim sandığım bir sürü şey de  yok olup gitti harflerin arasında.Kim gelecekti bilemedim, kapıyı açtım bekliyorum apartman boşluğunda. "elbet biri gelecek" diyorum kendi kendime, lüzumsuz kadınlıkları anlamlı kılmak için.. Hiç birşey anlatmadan diziyorum kelimeleri. Bulaşık makinesini yerleştirdim demin, o zaman yaptım şatoyu da.. kelime dizmekten daha acısız geldi bardak dizmek. Meslek edinsem, kapı kapı dolaşıp bardak dizsem evlerde.. Kırmızılar sola, beyazlar ortaya... Evinde sadece kırmızı cam bardakları olan birisi açsa bir gün kapıyı.. Her şeyi şarap edasıyla içen sessiz bir "avantgarde artist", belki gözleri kanlanmış yaşlı bir çingene.. Ben onun bardaklarını dizsem, o benim kelimelerimi... Gün gelir yalnızca "geçerken uğrayanların"  geldiği bir taverna açarız arka sokakta, günümüzü şenlikli geçirmek uğruna. Aynaya her baktığında ağlayan yaşlı bir madam vardı eskiden, en sevgili komşum... Biraz allık süreriz yanaklarına. Belki ince bir göz kalemi, çok hafif.. Herkesin, herşeyin ortasına yerleştiririz sonra onu, tam da olmayı sevdiği gibi. Aynaları kırmızı filmlerle kaplarız; bütün  yansımalar şarap koksun, madam ağlamasın diye. Ben sokağa tohum ekerken, zulümden kurtulmak için; o saçlarını d&uu... Devamı

04 04 2009

Hiçkimse’ye

Korkumdaki yüzler el uzatma mesafesinde kararıyor, senin döngünde sevişiyorum her biriyle... Sır değil, trajedinin  başrolünde yağmuru oynatıyorum kirpiklerimi ıslatmak için. Kiminin kaşı, kiminin gözü; imitasyonlara mahkum üçüncü sınıf bir pavyonun assolistiyim ben bu kurguda.   ... Devamı

04 04 2009

kaybolmak

Kaybolmak, kelimeler akıp giderken parmaklarımın ucundan bu kadar korkutucu olmalı mıydı?   Ki ?? Ayaklarımın  annemin ayakkabısında kaybolduğu yaştayım. Topukların üstünde duramadığım, saçımı her şekilde toplayabildiğim, başımı kaldırmak zorunda kaldığım yerde..Yanımda uyuyan kardeşime kendi uydurduğum masalları anlatıyorum. Hep bir prenses var; O benim. Saçlarım, gözlerim kahverengi ama prensesin beline kadar sapsarı  saçları, masmavi gözleri var. Pembe tülden elbisesi, beyaz minik ayakkabıları... Şatonun yemyeşil bahçesinde koşuyorum, renklerin içinde kaybolup fakir balıkçılara aşık oluyorum... Senin köyde babandan dayak yediğin yılda ben kanatlanıp yanına konuyorum, kelebek bedeninde minik bir peri kızı oluyorum.. Arı kovanlarını çomaklıyoruz, Afrodit’in banyo yaptığı ırmakta sevişiyoruz. Kanatlarımı alıyorsun, “kadın” oldun diyorsun, kayboluyorum. Pembe elbiseme doyamadan hayata fırlatıyorsun beni.   DÜŞtüğüm  yerde bekliyorum. Saçlarım, gözlerim yine kahverengi. Ayağımda botlarım, pantolonumun paçaları çamura bulanmış. Yine yağmur yağıyor İstanbul’da.. ...         Duvarında mor çiçekler, beyaz köpüklü dalgalar olan küçük çatı odasındayım. Sevgilim yatakta uyuyor. Bilgisayarda Doris Day çalıyor. “When i was just the little girl, i ask my mother....” Perdelerin arkasında İstanbul’un kasabalı kadınları bizi seyrediyor. Bir parça daha öğrenmek için, günlerine konu etmek için. Biliyorum, kızlarının bana özenmesi en büyük kabusları.. Terasa çıkıyorum, elimde bir bardak kola. Karşı evin küçük kızıyla  annesi biri sağda diğeri solda  pencereleri pay etmişler. Sevişirken doyurulam... Devamı